Birkaç gündür devam eden yağmur her türlü hesabı alt üst etti. Haberlerde okumuş, duymuşsunuzdur; Marmaris ve Bodrum yine duman oldu fırtınadan. Doğanın sınırsız kazanç hırsına galebe çalmasıdır diyorum ben bu duruma. Siz misiniz vadi, dere demeden her yere bina dolduran! Eh, bizim buraları da bundan nasibini aldı biraz da olsa. Perşembe gecesi saat 03.30'da camlara vuran dolu taneleri ve pencere ve kapılarda patlayan rüzgar ile uyandık. Yağmur, esintinin de şiddetiyle bulduğu her delikten hücum etti içeriye. Hadiiii, o saatte havlu, çarşaf ne bulduysak döşedik sızıntıların önüne.
Hava durumu Cumartesiden sonra havanın kısa süreli de olsa açılacağını söyleyince, hemen kafamda şablonu oturttum.
Pazar sabahı dalmaya gidilecek! Bu arada, TTB'nin "çok ses tek yürek" adlı projesine katılmak için geliştirdiğim yöntem bu işin aracı olacak! Proje için düşündüklerimi eşime açıklayınca itirazsız kabul etti.
Projenin özü şu: Hekimler Bulutsuzluk Özlemi'nin "Sözlerimi geri Alamam" adlı şarkısını söyleyip video kaydı yapacaklar ve TTB'ye iletecekler. Bu görüntüler birleştirilerek bir video klip oluşturulacak. Ben de dalış giysileriyle suya girip ilk kıtayı söyleyeceğim, sonra da "bir daha geri dönemem" deyip el sallayıp suya dalacağım.
Ama itiraz, bana yüzmeyi öğreten, dalış zehrini damarlarıma zerkeden babamdan geliyor bu sefer.
-Hafta sonu dalış mı? Bu havada dalınır mı?
Gerçekten de, bulutlar dağılmış ama hava yıldızdan vurmaya başlamış. Kem küm, proje için çekim vb. derken eşimin de dalış giysilerini sadece çekim için giyip sonra çıkacağımı zannettiği anlaşılıyor!! Ama serde Arnavut'luk var ya, bi kere kafaya koyduk mu hayatta dönmeyiz yolumuzdan. Aksi gibi, dalmayı planladığım kıyı tam da yıldıza açık. Tepeden aşıverince, inadımın aslında iyi b.k yemek olduğunu anlar gibi oluyorum. ama dedim ya...
Bilgisayarı ayarlayıp mendireğin kuytusuna hazırlıyor, suya giriyorum. Eşim ve oğlum elde fotoğraf makinası, benim söylememi bekliyorlar. "Hadi" diyorum. "Tıkla şu bilgisayarın tuşuna". "Çoktan başladı, sen söylemeye başla asıl" diyor hanım. Rüzgar ve elbisenin başlığından dolayı hiç ama hiçbirşey duyamayacağım anlaşılıyor. Ben de sesim duyulabilsin diye böğürerek söylemeye başlıyorum... Birçok kez o dört satırı karıştırıp başa dönerek birşeyler kaydettik. Sırayla seyredince yaptığım gaflar ve içine düştüğüm komik durum insanı gülümsetiyor. Ama içlerinden birini seçmek zorundaydım. İzlemek isterseniz, tıklayınız...
Sonunda suya dalıyorum. İncecik kumlar sanki havada uçuşuyor. Hızla kumsaldan uzaklaşıyorum. İleride su daha berrak ama dalgalar daha bir şiddetli. Berrak derken, yağmurun bulanıklığı, çamur yok ama kleopatranın süt banyosu mübarek. Görüş epey kötü. İlk agaşonda bir kefal sürüsü görünüyor. Levrek bekliyorum; atmayacağım. İkinci agaşonda iki levrek geçiyor ama ben dipte tutunmaya çalışıyor, suda aylarca kaldığı için su çekip şişerek batmış kütük gibi bir ileri bir geri salınıp duruyorum. "Bir daha geri dönemem" dediklerini duyar gibiyim. Gözümün hizasına geldiği bir anda tetiği çekiyorum. Ohh, birisini almışım....
Sonrası tam bir mücadele. Oraya yat, buraya tutun, bacakları bir yere daya, su yutma, nefesi ayarla derken epey bi yol alıyor ama birşey göremiyorum. Derken birden önüme yatık bir kaya kütlesi çıkıyor. Dibine iniyorum, dalganın kuytusunda yavaşça süzülürken bir yandan "buraların dip yapısı uygun, birden görebilirim" derken gerçeketen 3 kg. civarında bir babanın önümde yemlendiğini farkediyorum. Ama nişan almak mümkün değil. Kendimi toparlayana kadar uzayıp gidiyor. "Meraklıdır bu keratalar, şimdi döner gelir geriye" diye defalarca agaşonluyorum. "Geri dönemez"miş....
Daha bir gidiyorum. Hava soğuk değil, üşümüyorum ama fırtınada dönüş zorlayabilir; geri dönüşe geçiyorum. Önüme birden iki kardeş geliyor. Yine sütün içinde flulaşırken çekiyorum tetiği. Misinanın gerilmesinden anlayabiliyorum vurduğumu ama göremediğim gibi inip alamıyorum da... İnşallah sağlam bi yerinden vurulmuştur diye yusuflayarak dalıyorum. Ohh, iyi, tam belinin ortasından. Onu da söndürdükten sonra deneye deneye gidiyorum. Sonunda ilk balığı aldığım yere geliyorum. Agaşonlarda iki kere daha iri levrek geçiyor uzaklardan. İkişer kilo civarındaydılar ama bildik nedenlerden, atış bile yapamıyorum. Yeter artık diyerek çıkıyorum.
Üç saatlik dalışı iki atış ve iki levrekle tamamlıyorum.
Daha iyileri ve irileri sizin olsun








